Örgütlemişler Bahar
Ali İsmail, Hakan ve Zeynep Hatay’ın Dörtyol ilçesinde yaşayan üç küçük fidandır. Ali İsmail, Alevi bir ailenin çocuğudur. Babası demiryollarında işçidir. Ailesinin göz bebeği, dört kardeşin en küçüğüdür. Üç ablası vardır. Her sabah kavga ederler. Çünkü okula giderken ablasının gelmesini istemez. O, Hakan ve Zeynep’le okula gitmeyi tercih eder. Çünkü onlarla daha mutludur. Okul, köyden iki kilometre uzaklıkta olsa da onlara yakın gelir. Zeynep, çiftçi bir ailenin kızıdır. Ablası ve ondan küçük erkek kardeşi vardır. Ablasına sapsarı saçlarını her gün taratmadan evden çıkmaz. Hakan da çiftçi bir ailenin çocuğudur. Köyün en yaramaz, en haylaz afacanıdır. İki abisi vardır. O da evin en küçüğüdür. Okula her gün hep birlikte gidip gelirler. Yolda Hakan’ın yaramazlıkları ve şakaları, Ali İsmail ve Zeynep’i gülmekten kırar geçirir.
Sabahları evden en erken Ali İsmail çıkar. Zeynep’i aldıktan sonra Hakan’ı alıp okula doğru giderler. Ali İsmail, daha ilkokul yıllarında Zeynep’e sevdalanır. Ne kadar gizlemeye çalışsa da Zeynep onun bakışlarında ki duyguyu hissediyor ve anlıyordur. Ali İsmail, bir sabah Zeynep’i almaya giderken, bahçelerindeki en güzel kırmızı gülü koparır. Kimseye göstermeden utangaç, ürkek bir tavırla kırmızı gülü ona uzatır. Zeynep kırmızı gülü alır ve duygularının karşılıklı olduğunu ona hissettirir. Bu duygular yıllarca ikisinde gizli kalacaktır. Hakan’ın diline düşmemek için söylememe kararı alırlar. Aşklarını gizli yaşayacaklardır. İlköğretim, Hakan’ın şakaları, Ali İsmail ve Zeynep’in gizli aşklarıyla göz açıp kapayıncaya kadar biter.
Ortaöğretim yılların da ise Ali İsmail ve Hakan’ı bir futbol merakı sarar. Ali İsmail ve Hakan sokakta futbol maçı oynamayı çok severler. Ali İsmail, Beşiktaş Futbol Takımının taraftarı iken Hakan ise Fenerbahçe Futbol Takımının taraftarıdır. Okuldan gelince her gün futbol maçı yaparlar. Ali İsmail’in hayali futbolcu olmaktır. Bir gün yine top oynarlarken Hakan’ın sert darbesiyle Ali İsmail yere düşer. Hastaneye götürürler. Ayağı kırılmıştır. Hastanede nasıl olduğunu, kimin yaptığını sorduklarında: Ali İsmail “düştüm!” der. Hakan’ı ele vermez. Kendince, ona karşı koruma içgüdüsüyle davranır. Hakan üzgündür. Korkmuş ve bir an kendinden nefret etmiştir. Ali İsmail’in, ayağı alçıya alınıp eve taburcu edilir. Bu olayla futbolculuk hayalleri sona ermiştir. Bu arada Hakan kendini Ali İsmail’e karşı hep suçlu hissetmiştir. Ali İsmail yıllardır bu ve buna benzer olaylarda, Hakan’ı hiç ele vermemiş hep öz kardeşi gibi korumuştur. Hakan’da Ali İsmail’e karşı aynı duygularla bağlıdır. Her gün eve ziyaretine gelir. Yine bir gün ziyarete geldiğinde, Ali İsmail’e kan kardeş olmayı teklif eder. Ali İsmail seve seve kabul eder. Söz verirler, birbirlerini ömürleri boyunca üzmeyeceklerine, kırmayacaklarına ant içerler.
Hakan her gün Ali İsmail’i ziyarete gider. Ali İsmail’in evde çok canı sıkılır. Hızlı bir solcu olan dayısı, ona okuması için sol içerikli kitaplar getirir. Ali İsmail, bu kitaplardan etkilenir. Siyasi görüşü ile ilgili durumu bu sıralarda belirginleşmeye başlar. Ayağı iyileşmiştir. Zeynep’i de çok özlemiş her zaman ki yerlerinde buluşmak için can atmaktadır. Cuma gününü beklemek zorundadır. Hakan, babasıyla cuma namazına gittiğinde buluşurlar. Hakan’a yakalanmamak için bu yolu bulmuşlardır. Heyecanla Zeynep’ini bekler. Zeynep gelir. Ali İsmail’lerin mis gibi mandalina kokan bahçelerinde buluşurlar. Bazen hiç konuşmadan saatlerce el ele otururlar. Sevgileri saf, kalpleri samimi, aşkları karşılıklıdır. Ali İsmail için Zeynep güneşin kızıdır. Zeynep içinde Ali İsmail nefestir, candır, ona hayat verendir. Sevdaları her geçen gün daha da şiddetli bir şekilde artarak devam eder.
Lise son sınıf yıllarına geldiklerinde ise üçü de serpilmiştir. Ali İsmail, bir seksen boylarında, seksen kilo ağırlığındadır. Temiz bembeyaz yüzü vardır. Siyah, düz saçlarını bazen yana bazen de arkaya tarar. Kaşları çok kalın değildir. Gözleri siyah, bakışları keskin ve derindir. Yüzüne yakışır bir burnu, orta kalınlıkta dudakları vardır. Yakışıklı ve çekicidir. Ali İsmail, çocukluğundan beri çok konuşmayı sevmez. Utanınca gözlerini kaçırır, yanakları kıpkırmızı olur. İnsanlarla çabuk iletişim kurabilen biridir. Bazen içine kapanıp, kendiyle baş başa kalır. Duygularına gem vurabilen, ahlaki değerleri olan bir kişiliğe sahiptir. En kötü huyu sevdiklerine asla “hayır” diyememektir. Bunun cezasını da hayatı boyunca çekecektir.
Hakan’la, Ali İsmail aynı yaştadırlar. İkisi de bin dokuz yüz doksan doğumludur. Hakan, bir yetmiş beş boylarında, yetmiş kilo ağırlığındadır. Beyaz tenlidir. Saçları kumral renkte ve kıvırcıktır. Kaşları, çok kalın olmayıp biraz seyrektir. Gözleri ela, keskin ve haylaz bakışlıdır. Burnu okka gibi, dudakları kalındır. Yakışıklı ve sempatiktir. Ali İsmail’in tersine konuşmayı çok sever. İnsanlara şaka yapmaya bayılır. Duygularını dile geldiği gibi aktarır. Pekte utangaç sayılmaz. Bazen huysuz, asi ve hoyrattır. Ama kimseye karşı bir kötülük düşünmemektedir.
Zeynep ise tam bir hanımefendi olmuştur. Ali İsmail ve Hakan’la aynı yaştadır. Üçü de aynı sene doğmuşlardır. Zeynep bir altmış beş boylarında, elli beş kilo ağırlığındadır. Kumral, uzun, sapsarı saçları vardır. Kaşları kalem gibi gözleri yemyeşildir. Bakışları bazen sevecen bazen de can alıcıdır. Yüzüne oturan burnu, kalın dudakları vardır. Güzelliği baş döndürür. Ağır başlı, yerinde konuşan, ona soru sorulmadıkça cevap vermeyen biridir. Çok kızdığında derdini bir türlü anlatamayıp içine atar. Saf Anadolu kızıdır. En büyük hayali Ali İsmail’le evlenip mutlu bir yuva kurmaktır.
Ali İsmail ve Zeynep, en son buluşmalarında aşklarını daha fazla saklayamayacaklarının farkındadırlar. İlk önce can arkadaşlarına açıklama kararı alırlar. Ali İsmail, akşam buluşup anlatacaktır. Tek dostuna, kıramayacağı, üzemeyeceği, onun için her türlü fedakârlığı yapacağı Hakan’a Zeynep’le olan sevdalarını anlatacaktır. Zeynep’le buluştukları mandalina bahçesinde otururlar. O akşam dolunayın güzelliği bambaşkadır. Geceyi gündüze çeviren bir parıltısı vardır. Hakan’dan bir türlü söz alamaz. Sabırla dinler. Hakan lafı uzattıkça uzatır. Ali İsmail tam müdahale edecekken Hakan’ın aniden gözleri parlar. Ali İsmail’den yardım ister. Ali İsmail laf uzamasın diye kabul anlamında başını sallar. Şaşırır Ali İsmail, İlk defa bu kadar heyecanlı ve ciddi konuşurken görmüştür. Hakan direk Zeynep’e âşık olduğunu söyler. Ali İsmail donar kalır. Yüzü bembeyaz olmuş, göz bebekleri büyümüştür. Gırtlağını kessen bir damla kan akmaz hâldedir. Düşünemez, o an dünya durmuştur. Onun için en yakın dostu, kan kardeşi, istese canını düşünmeden vereceği Hakan, Zeynep’e olan aşkını itiraf ediyordur. Hâlbuki bunu o söyleyecektir. Onun söylemesi gerekiyordur. Donup kalır. Ne yapacağını bilemez ve şaşkındır. Hemen kendini toparlamaya çalışır. Sözün bittiği yerdedir. Sevinmiş gibi yapıp hafifçe tebessüm eder. Hakan ona sıkıca sarılır. O da Hakan’a sarılır ama gözünden akan ateş misali bir damla gözyaşına engel olamaz. Hakan sevinçten ağladığını zanneder. Gece yarısı ayrılırlar.
Ali İsmail, evine doğru giderken sarhoş gibidir. Gece uzundur, Onun için. İki derin duygu arasında kaybolup gitmiştir. Bir tarafta Hakan, bir tarafta Zeynep vardır. Düşünür. Aklına Zeynep gelir. Ali İsmail için aşk mı, sevgi miydi? Ya da geçici bir heves miydi? Ama yıllardır sürmesi geçici olmasını imkansız kılıyordur. Zeynep’i görünce ellerinin titremesi, bacaklarından dizlerine doğru kanının çekilmesi, kalp atışlarının hızlanması, gözlerinin başka bir şey görmemesi sevgi değildir. Çünkü babasını da sevgi duyuyordur. Ama onu görünce bunları yaşamamaktadır. O yüzden adına “aşk” deniliyordur. Daha sonra Hakan’ı düşünür. Dostu, kan kardeşi, her şeyidir. Ya Zeynep’ten ya da Hakan’dan vazgeçecektir. O başka bir yol tercih eder. Herkesten ve her şeyden kaçıp gidecektir. Gecenin sonunda kararını vermiştir. Her ikisiyle de görüşmemeye kara verir.
Üniversite sınavlarına bir ay kalmıştır. Ders çalışma bahanesiyle bir ay evden dışarı çıkmayacaktır. Üniversite sınavlarına girerler. Ali İsmail sınavları kazanır. Hakan ve Zeynep kazanamamıştır. İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazanan Ali İsmail için sessiz bir yolculuk başlar. Dostunu, dostluğunu, sevdiğini, sevdasını, hayatının her damlasını bırakarak son defa bakar Hatay’a “elveda” der.
Yıllar su gibi akıp geçiyordur. Ali İsmail, üniversite dördüncü sınıf öğrencisidir. İlk geldiği gün okula, kantinde gördüğü Mahir Çayan isimli kitabı alıp okumuştur. İşte o kitaptan sonra o büyük solcunun yüreğine aşık olmuştur. Kendinden, içinden, onun ruhuyla bir şeyler paylaşıyordur. En çok da dostluğunun ne kadar doğru olduğunu anlamıştır. Onların solculuğu bambaşkadır. Çünkü arkadaşları için, davaları için hiç düşünmeden ölmüşlerdir. Onun için adam gibi adamdır. Yolundan sapmayandır. Mahir çok yakışıklı olmasına rağmen, çapkın biri değildir. O da kız arkadaşını terk eder. Sonradan örgüt arkadaşlığını ve yoldaşlığını seçer. Mahir okuyan ve yazan bir adamdır. Kendisinden önce ki tüm solu aşacak ve sonra ki solu da etkileyecektir. (Kesintisiz devrim) teorisini oluşturacaktır. Mahir’de çok yaşamayacağını yakın arkadaşlarına sık sık belirtir. Kendisinden sonra ki nesillere bir efsane bırakmak için bunun gerekli olduğuna inanır. Mahir politik tartışmalar dışında az konuşan, kararlı, sert karakterli biridir. Ali İsmail Mahir’i kendince böyle yorumlamıştır. Daha sonra Mine Bademcinin hayatını okumuştur. “Ne kadınmış ama” der. Abisinin ölümü bile onu yolundan çevirmemiştir. Kimi intikam zannedebilir bu durumu, işte anlayabilmek için Mine ve onun gibileri, onlar gibi olabilmek lazımdır. Okuduğu her solcunun hayatında kendinden bir şeyler buluyordur. Hiç düşünmeden Mahir Çayan’ın kurmuş olduğu, okulunda da faaliyetleri devam eden bir örgüte üye olmuştur.
Hakan ve Zeynep’ten gelen onlarca mektup vardır. Hiçbirini açıp okumamıştır. Atmayıp saklamıştır. Bir akşam, öğrenci evinde ders çalışırken telefonun sesiyle irkilir. Arayan Hakan’dır. Kulaklarına inanamaz, gerçekten de Hakan arıyordur. Ne diyeceğini bilememiştir. Hakan yine aynıdır. Hiç susmadan konuşur. Huysuzlukla sitem etmeye, yılların hesabını sormaya başlar. Ali İsmail sessizce dinler. Hakan’ın Zeynep’le evlendiğini biliyordur. Hakan’dan ve kendi ailesinden öğrenmiştir. Hakan polis olmuş, tayini İstanbul’a çıkmıştır. Yardım istiyordur. Arkadaşından ev bulana kadar onda kalmak, düzenini kurduktan sonra da Zeynep ve oğulları Ali İsmail’i getirmek istediğini, onu çok özlediklerini anlatıp duruyordur. Ali İsmail dalıp gitmiştir. Bir an çektiği acıları hatırlar. Yüreği sızlamıştır. Ama arkadaşını kırmamıştır. Ne geçmişte, ne de bugün kırmayacaktır. Konuştuktan sonra telefonu kapatır. Aklına Yılmaz Güney’in sözleri gelir: “Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili, biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık.” Ali İsmail için bu solcuların hepsi aynıdır. Kendi kendine “ hepsinin kaderi de aynı mı ?” diye sorar.
Hakan birkaç gün içinde gelir. İki kan kardeş birbirlerine sımsıkı sarılırlar. İki can dostu çok değişmişlerdir. Ama her ikisinin de dostluk kokusu aynıdır. Yılların ayrılık acısını, hasretliğini, sabahlara kadar oturup, sohbet ederek çıkarırlar. Hakan, Zeynep’i ve oğulları Ali İsmail’i anlatıp duruyordur. Bıkmadan, usanmadan arkadaşının göğsüne bıçak saplamaktadır. Hakan hiçbir şeyin farkında bile değildir. Anlattıkça imrenilesi yaşantılarını, Ali İsmail başka deryalarda gezinip durmaktadır. Birkaç gün akşam sohbetleri böyle devam eder. Hakan’ın gelişi, Ali İsmail’in örgütte ki arkadaşlarının dikkatini çeker. Ali İsmail, bu şüphe uyandıran durumdan memnun olmasa da birkaç görüşme sonucunda örgütteki arkadaşlarını ikna etmiştir.
Bir bahar akşamıdır. Gece yarısı bir uğultu, bir gürültü, uykudan uyandıran bağırışlar, bir şeyler oluyordur. Ama Ali İsmail farkında bile değildir. Gürültünün sebebini anlayamamıştır. Kalkar televizyonu açar. Her şey normaldir. Bir yayın, bir haber yoktur. “Deprem mi oldu acaba?” diye düşünür. Saf mı saf Anadolu kokan çocuktur. O kötü düşünmeyi öğrenmemiştir. Hakan’a bakar. Hakan evde yoktur. Telefonu da kapalıdır. Arkadaşlarını arar. Bir isyan başladığını, bağlı olduğu örgütün bile farkına varamadığı, halk hareketinin başladığını öğrenir. Kendisini sokakta bulur. Yürüyorlardır. Sokaklar da türkülerle, şarkılarla, sloganlarla, hep beraber, halkla, halk için isyan ediyorlardır. Binlerce kişi korkusuzca, uykusuzca, gecenin bir yarısında yatağından kalkıp; kimisi Cumhuriyet’ine, vatanına kimisi de oğluna, kızına sarhoşuna, ayyaşına, çapulcusuna sahip çıkma duygusuyla, herkes dilediği gibi isyan edip bağırıyordur. Geçmişte, bizim olan sokaklar aynı sokaklardır. Sokakları zapt etme duygusu, bu halkın yüreğinden söküp alamayacağın “ isyan” duygusudur. Sloganıyla, karikatürüyle, isyanıyla, aşkıyla, her şeyi ile anlatılmaz yaşanır bir eylem vardır. Tarihin şahitlik ettiği bu isyanın içinde olmak, onu gururlandırıyor ve mutlu ediyordur.
Taksim, Gezi Parkı’ndan beş gündür çıkmamıştır. Akşam eve gidip, duş almayı düşünür ama arkadaşlarını da bırakmak içinden gelmemiştir. Telefonu çalar, arayan Hakan’dır. Ertesi sabah Zeynep’lerin geleceğini, izin alamadığını, Taksim’de görevde olduğunu anlatıyordur. Ali İsmail’in onları alması için rica eder. Onun, Taksim’de eylem de olduğunu bilmeden yardım istemiştir. Arkadaşını kırmayıp ricasını kabul etmiştir. Gece yarısına doğru her yer savaş alanı dönmüştür. Polisler, yakaladığını gözaltına alıyordur. Polislerle, eylemciler arasındaki kovalamaca hiç bitmeyecek gibidir. Polis, önüne gelene gaz sıkıyor ve vuruyordur. Eylemciler de taşla sopayla karşılık vermiştir. Eylemcilerin arasında olan Ali İsmail’in, birkaç kez eline fırsat geçtiği halde polise karşılık vermemiştir. Aklına Hakan gelip, her hangi bir şey yapmamıştır. Herkes yorgun ve bitkindir.
Sabaha karşı yine karışır. Gün ağarmak üzeredir. Ali İsmail tam da Zeynep’leri almaya gidecektir ki arkadaşları; birkaç polisle kavga etmeye başlarlar. Ali İsmail ne olduğunu anlamadan, arkadaşlarına yardım etme içgüdüsüyle, bilinçsizce yanlarına doğru koşuyordur. Polis bir anda panikler. Belinden silahını çıkarıp, havaya rastgele ateş etmeye başlar. O kör mermi, Mahir’i unutturmayan, Mine’yi ölümsüzleştiren mermidir. İşte aynı mermi Ali İsmail’in kafasına isabet etmiştir. Polis kaçmaya başlar. Diğer polislerin yanına doğru koşuyordur. Yanlarına vardığında panikle kaskını zor çıkarmıştır. Korkusu gözlerinden bellidir. Farkında bile değildir. Polis Hakan kan kardeşini, can yoldaşını bir kere daha öldürmüştür. Ali İsmail, yerde yatıyordur. Ölümsüzlüğün iksirini içmiş gibi hür bir şekilde, haber vermeye gidiyordur. Mahir’e, Mine’ye sokaklarda “ sizin mirasınıza sahip çıktık, unutmadık, buradayız” diyecektir. Onlar gibi sevdasını, dostluğunu, yüreğini hiç bozmadan gidiyordur. “kış içinde mavi Akdeniz’di bakışın, kar içinde yeşil bir ilkbahardı gülüşün” demişlerdi Mine’ye. O da son kez bile göremediği Zeynep’ine aynı cümleleri söyleyerek hayata veda etmiştir.